Şubat, 2002

Sevgililer Günü

Şubat 14 2002Yorum Yok Kategori: EN

Yakında Sevgililer Günü. Buna Batı geleneği diye çok kızanlar var. Ama dünyada sevgi, aşk gibi kavramlar kimsenin tekelinde olamaz. Ayrıca aşkın Batı kültürünün ürünü olduğunu söylemek cehalettir. Doğu kültüründe aşkın olmadığı koca bir yalandır. Doğu aşkın vatanıdır. Kültürel pınarıdır.

Aşk binbir yüzü ve zenginliğiyle Doğu’da cirit atar. Yusuf ile Züleyha, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Tahir ile Zühre, Leyla ile Mecnun, Elif ile Mahmut, Kamber ile Emrah gibi en güzel aşk öyküleri Doğu’ya aittir. Hıristiyan Batı kültürü aşk ve kadını aşağılarken Doğu aşk ile varolmanın yollarını bulur her insanda. “Aşk imiş her ne var alemde”der kulağımıza şair. İki cihana da aşk ile varılır bizim geleneğimizde. Tasavvuf kültürü aşk üstüne kuruludur. Allah aşkına varmak için “insanın gül cemali” sevilir. “Onlar sadece aşk diyorlar sana/ oysa aşk sultanımsın sen benim.” der Mevlana. Dervişlere aşık, aşıklara ozan boşuna mı der bizim kültürümüz. Toplumumuzda kutuplaşmalarla körüklenen nefret duygusu kültürel değerlerimizi alt üst ediyor. Aşk da boynu bükük bir çocuk. Kadın erkek ilişkisi de bencillik ve sevgisizliğe yelken açmış. Düşmanlıkların ve hasetlerin yolları tıkadığı ülkemizde sevgi özlemle beklenen bir asude bahar ülkesi. Nefret cehaletin, sevgi ve aşk ise bilginin çocuklarıdır. İnsanı seven nefretten uzak durur. Buz tutmuş kalpleri sevgiyle ısıtmak gerekir. Sevgi sadece kadınların işi değildir,erkekler de sevebilir. Sevgisini gösterebilir. Bir tek gül alarak bile. Kadın erkek beraberliği yaşamdan koparılmamalı. Kadın ve erkek toplumun iki yarısıdır. Hiç biri için diğerinden vazgeçilemez. Biri diğeri yerine ikame edilemez. Nasıl birlikte oldukları ise bir ülkenin sosyalleşmesinin göstergesidir. Toplumsal alanı hakkıyla paylaşmak. Yarın Sevgililer Günü. Bu gün sevgili bir dost, sevgili bir sevgili, sevgili bir eş, sevgili bir insan, sevgili bir kardeş olmanıza vesile olabilirse dünya daha yaşanılacak bir yer olur. Sevginin sonsuz ufkunda yüreğinizi bırakın bir uçurtma gibi salınsın. Yanınızdaki sevdiğinize yüreğinizi açın ve anlatın. Onu sevdiğinizi anlatın.Belki yarım kalır bir çok şey.Ölümlü olduğumuzu unutmayın. Hadi,yarın bir şeyler söyleyin ki içinizde kalmasın. Sevginizi gösterin. Sevgi sakladıkça değerlenmez. Sevgi paylaştıkça çoğalır. Paylaşın ve çoğaltın aşkı. Nefret bizden uzak olsun. Hoşgörü, sevgi ve aşkla yeni bir dünya kurabiliriz. Sevin yeter ki… Mutlu ve sevgi dolu bir Türkiye için.

Urfa’da kadın olmak

Şubat 11 2002Yorum Yok Kategori: Kadın

Aralık ayı için ılık ve güneşli bir günün keyfini süren Urfa’ya inerken bereketli topraklar insana umut vaadinde bulunuyor.Konik kubbeli tipik evleri ve ihram giymiş kadınlarıyla,yerel giysili erkekleri sakin görünen sokaklarda başka bir dünya sunuyor konuklarına. Geçtiğim kent meydanında kaç kadının namus yüzünden koyun gibi kesildiğini bilmesem, belki de egzotik bir çiçek kokusu sunacak Urfa bana. Son olarak sinemaya gitmesi nedeniyle bıçakla boğazı kesilen kadını ve yaralanan kuzeninin başına gelenleri anlamak için gittim Urfa’ya.
 

Bitli Yorganlarınızı Yakın!

Şubat 11 2002Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

Yüzbaşı Frederick Burnaby 1876’nın ser kışında, İstanbul’dan başlayarak Anadolu’da at üstünde Kars’a kadar uzun bir yolculuğa çıkar. Ankara’ya doğru Nallıhan’dan Çayırhan köyüne geçerken olağanüstü güzellikteki doğadan söz eder. Bu köyde ki bir çiftlik evinde konuk olur. Osman’ın yorganı ve yatağı pire doludur ,konuğu uyutmaz. Sabah Frederick ev sahibine yorganı yakmasını tavsiye eder. Osman’ın cevabı: “Ne! Dedemin zifaf yorganını, babamın yorganını ve kendi yorganımı mı yakacağım! Asla olmaz, Efendi! Pireli olduğu doğrudur, ama onlar ölürler, yorgan ise oğlumla gelinime de yarar. Oğlum evlenirse tabii.”* Frederick gittiği yerlerde pire muhabbetini sürdürür ve Türk köylüsünden aldığı cevap, şimdiye kadar alışmış olması gerektiği olur .

Pireleri öldürmeden onların geçici olduğuna inanırken diğer yandan da onlara alışmak günümüzde de süren bir bakış açısı sanırım. 120 yıldır yeryüzü elektrikle aydınlanıyor. 1980 sonrası bir çok köy, kasaba elektriğe ve telefona kavuştu Türkiye’de. 20. yüzyılı diğerlerinden radikal biçimde ayıran elektrik yeni yüzyılda artık kültürel ve sosyal yapıları değiştirecek. Bu sancı dünyayı beşik gibi sallarken , birbirinin içine geçmiş süreçler kaosda sörf yapıyor. Elektrik sonrası yer değiştirmemize neden olan otomobil ve onun uçan modeli olan uçak artık insanları mekan bağımlılığından kurtardı. Şimdi sıra zihinsel kalıplardan ve geçmiş yüzyıllara ait yaptırımlardan kurtulma zamanı. Roma kültürü koşumlanmış atın arkasına arabayı takarak büyük bir buluş gerçekleştirmişti. Telefon ve kültürü de yepyeni bir üretim ve yaşam biçimi yaratmakta. Teknoloji tek başına uygarlık getirmediği gibi kültür de oluşturmaz. 1980’den sonra sürekli teknolojiye yatırımla övünen Türkiye bunu yönetmek ve sindirmekle ilgili sorununu da çözmeli. İlke odaklı siyaset kadar ticaret de gerekli. Türkiye geleneksel yönetim anlayışıyla yolları tıkayan kireç tutmuş kafalardan kurtulursa “birey” odaklı anlayış gürül gürül akacaktır. Bu her türlü kamplaşma içinde görülüyor. Kamuda , özelde ya da entelektüel çevrede yaşadığımız tıkanmışlık hiyerarşide gücü ellerinde tutan dar kafalıların zaafları. Türkiye’nin yeni yüzyılda bitli yorganı yakması , sağlıklı bir yatağa kavuşması zihinsel zindeliği için önemli. Herkes iyi yaşamak istiyor o zaman karşılığı olan yaratıcı gücü ortaya koymalı. Yorganı yakmak yorgandan ayrılmak değil, bitlerden kurtulmaktır. Üç kuşaktır taşınan bitli yorgan yerine yorgan kavramını geleneksel olarak sürdüren tertemiz, kuştüyü yeni bir yorganımız olabilir. Bir ihanet yok ortada. Heyecanlı bir yeni yüzyıl bizi bekliyor, siz bitli yorganları yakın. *Küçük Asya Seyahatnamesi, Sabah Kitapları

Anadolu Kültür Hazinesi: Alevilik

Şubat 11 2002Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

Elmalı’nın Tekke köyünde bir telaştır gidiyor. Abdal Musa şenliklerine Türkiye’nin dört bir yanından Aleviler, Bektaşiler akıyor. Abdal Musa’nın türbesine yüz sürüp şenlik tutacaklar. Hem ibadet edecekler hem muhabbbet. Muhabbet Alevi ve Bektaşi ceminin canı ciğeridir. Dem ve muhabbet sırrı söyletendir.
Malatya’dan,Yalova’dan, Erzincan’dan, Sivas’dan,Çorum’dan, Tarsus’dan, Antalya’dan, Burdur’dan, Yozgat’tan, İstanbul’dan gelen binlerce insan kadın, erkek, çoluk çocuk, yaşlı genç renkli bir kalabalık. Horasan ellerinden sökün etmişler gibi fizyonomileri. İnsan kendini Türkmenistan’da bir pazar yerinde sanabilir rahat rahat.  

Singapur’da Monk Rahibi

Şubat 11 2002Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

Hind Dünyasınıın Renkli Kutsal Mekanları Singapur’da
Dünyadaki belli başlı Sikh tapınaklarını barındıran Singapur’da 15.000 Sikh
yaşamakta.1850’lerde Tank caddesi üzerinde yapılmış bu Hindu tapınağının adı
“Sri Thandayuthapani” biz gittiğimizde bir festival kutlamasındaydı.Navarathiri
ve Thaipusam festivallerinin kutlandığı bu kutsal mekan renklerden çoşmuş bir
kalabalığı üstümüze akıtıyordu.Renk renk taze çiçeklerle donanmış siyah uzun
saçları bellerinde Hindli güzeller,tütsülerin eşliğinde sürülünen beyaz ve
kırmızı boyalarla kutsanıyorlardı.Renk renk meyva,çiçek ve boyalarla şenlenmiş
tapınakta geleneksel Hind giysileri renkli bir kültürün canlı temsilcilerini
görsel bir şölen olarak sunuyor insana.  

Sonbahar Londra Keyfi

Şubat 11 2002Yorum Yok Kategori: Kültür-Antropoloji

British Airways ‘le Londra’ya uçarken Namık Kemal’in Londra Anıları’nı
düşünüyordum.Havagazı ışığıyla pırıl pırıl ışıldayan Londra’nın mavi hali ve
kentin büyüsünü aktarır.1867’de yaşayan Londra ile bugünün Londrası elbette çok
farklıdır.Ama farklı olmayan nüve kent yaşamını oluşturan kültürel kurumlar ve
eğlence yaşamı.
Çağ ve insanları anlatan renkli ve önemli bilgiler kentin eğlence yaşamının
cıvıltısıdır.Atmosferi kuran sanatçıların birlikte oldukları mekanlardır,bol
kahkahalı akşam yemekleridir.
Londra, Paris gibi kentlerin büyüsünde müzeler, kültür alanları, mimari çağları
yaşatan çevreleri vardır.  

Bitli Yorganlarınızı Yakın!

Şubat 11 2002Yorum Yok Kategori: Yeni Yüzyıl

Yüzbaşı Frederick Burnaby 1876’nın ser kışında, İstanbul’dan başlayarak
Anadolu’da at üstünde Kars’a kadar uzun bir yolculuğa çıkar. Ankara’ya doğru
Nallıhan’dan Çayırhan köyüne geçerken olağanüstü güzellikteki doğadan söz eder.
Bu köyde ki bir çiftlik evinde konuk olur. Osman’ın yorganı ve yatağı pire
doludur ,konuğu uyutmaz. Sabah Frederick ev sahibine yorganı yakmasını tavsiye
eder. Osman’ın cevabı: “Ne! Dedemin zifaf yorganını, babamın yorganını ve kendi
yorganımı mı yakacağım! Asla olmaz, Efendi! Pireli olduğu doğrudur, ama onlar
ölürler, yorgan ise oğlumla gelinime de yarar. Oğlum evlenirse tabii.”*
Frederick gittiği yerlerde pire muhabbetini sürdürür ve Türk köylüsünden aldığı
cevap, şimdiye kadar alışmış olması gerektiği olur .  

Sayfa 1 / 11