| |
Erişti nevbahar eyyamı, açıldı gül-ü gülşen
Ordu’ya bağlı Kovancılı köyünde köylülerin çaput bağlayıp dilek tuttuğu 150 yıllık çınar ağacını yol yapımı için sökmek isteyenlere karşı direniş gerçekleştirilmiş.
Karayolları ekiplerinin iş makineleri önüne dizilen köylüler “Evliya ağacı kestirmeyiz” diye 2 metre çapında ve 7 metre uzunluğundaki çınarı korumaya çalışmışlar. Neyse çınar 15 metre ileri yeniden dikilerek mesele tatlıya bağlanmış. Ülkem çelişkilerden bir yumak halinde yuvarlanıp gidiyor. Bir yanda memleketin göbeğine zehirli varilleri gömen bir işadamı ve firması diğer yanda bir çınar ağacına gösterilen alaka. Bir ay bu sırrı adem elmasında saklayan ve yutkunmayan Bakanımız söylediğinde hemen adaletin ve yasaların çarkı dönecek sanır insan. Nerede? Memleketi zehirlemek bedava… Memleketi kirletmek politik yatırımlar kapsamında… Memleket zaten ev kadınlarının bütün çöpünü, pisini attığı sokaklar demek. Yoksa öyle değil diyen var mı? En iyisi baharın güzelliğini anlamak için medyadan vazgeçeceksin. Ne oluyorsa olsun ben gidip erguvanları seyredeceğim demeli. Utangaç bir kızın yanaklarının hafif pembeliğine bürünmüş ağaçların tek tük serpildiği yeşile bakarak tavşan kanı çay içeceğim. Boğazın güzelliğinin tadına varmak için erguvanları bulacağım diyor içimdeki ses. Koşmaktan ter içinde kalmış bir genç kadının kızarmış yüzü rengindeki koyulmuş erguvanların şen şakrak sesine kulak vermek istiyorum. Her doğan çocuğa bir ağaç diken ve bebekle ağacı bir can sayan kültürümüzün anısına erguvana sarılıp ağlamak istiyorum. Kaybolan güzelliklere ve nezakete ağlamak geliyor içimden. O saatte imdadıma yetişiyor bir bilet. Van, Ahlat; Konya derken Anadolu’dan nezaket ve saygı topluyorum avuçlarıma. Yine de diyorum içi boşalmamış birileri var bu diyarlarda. Sorunlar olsa da, kültürel genler yaşıyor bari. 3 milyon laleye pek sevindim. Şu Lale Devri vur patlasın çal oynasın martavalından dolayı kültürümüzün en incelikli, latif dönemini bilemeden büyüttüler hepimizi. Nedim okumayan ve bilmeyen kuşakların incelmekten anladığı ancak diyet programı olur el hak! Avrupa’nın ortaçağı yaşadığı dönemde, Osmanlılar şiiriyle, şarkısıyla, raksıyla laleyi benzersiz bir kültür hazinesine dönüştürmüş. Dünyada tek bir çiçeğin etrafında böylesine zengin ekonomik sektör yaratılmasına ve kültür üretilmesine bir daha rastlanmamıştır. Lale sıradan bir çiçek değildir. Biçiminde tasavvufun tanrısal gizemini, yaprağında bir dönemin ince şiirini, al renginde boynu vurulan zevklerin feryadını saklar. Yapraklarının dibindeki yanık lekede Türkiye tarihinin günümüze dek uzanan gizli çelişkisi tüter. Hollanda dünyanın her yanına lale ihraç ediyor, uluslararası lale şenlikleri düzenliyor. İnsanın içinden sormak geliyor: Hey Hollandalılar sizin hiç Lale devriniz oldu mu? Lale üstüne şiirler şarkılar yazdınız mı? Kızlarınıza Lale adını hiç verdiniz mi? Lale yetiştiren sadrazamların boynunu vurdunuz mu? Lale bahçelerini talan edip, lale yetiştirmekten korktuğunuz dönemler oldu mu? Siz laleyi lale sevdasını, lalenin ahını bilir misiniz? Bunların hepsini biz yaptık. Bizler, bu toprağın ince, soylu, hırçın, kaprisli ve kanlı çocukları. Laleyi çok sevdik ve sevdiğimiz çok şey gibi öldürdük. Bu bahar 3 milyon lale seriverdik toprağa, ama lale Hollandalının kimliği olmuş. Tulip ismi bile soğanı gibi Türkiye’den gitmedir. “Tülbendi Turcica” Yani Türk tülbendi. Türk sarığı çağrışımından türemiş Flemenkçe Tulip. Onlar sahiplenmiş biz koca bir kültürü yok etmişiz. Tarih kitaplarına da zevk ü sefa devri diye geçirmişiz. Osmanlı saray bahçesinde lale şenliği yapar, İstanbul’a dört bir yandan akın edenlere ipekli kumaş ve lale soğanı satılırmış lale borsasında. Adı konmamış lale fuarının başkenti İstanbul’dur o zaman. 2010 kültür başkenti seçilen İstanbul belki o yıllara kadar lalesine, lalezarına sahip çıkar, erguvanlarını seyre dalar. Bir senfoni orkestrasını şair Nedim’in şiiriyle o ölümsüz besteyi çalacak: “Çerağan vakti geldi lalezarın didesi ruşen.” Çerağan donanma ve şenlik demektir. Lale bahçeleri onunla şenlenir demiş Nedim. Biz bu sırrı yeniden anlatabiliriz. Kaybettiğimiz Osmanlı genini yeni Türk lalelerinde yeniden sentezleyebiliriz gerçek bir İstanbullu olan Nedim’in şiirleriyle.
|